İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

GELDİ İSMET KESİLDİ KISMET(ANADOLU ATASÖZÜ)

GELDİ İSMET KESİLDİ KISMET(ANADOLU ATASÖZÜ)

EKMEĞİN KARNEYE BAĞLANDIĞI YILLAR

ismet Paşa Cumhurbaşkanlığı döneminde siyasi hayata tek başına hakimdi. Milli şef olan İnönü politikayı bizzat ve doğrudan doğruya idare ediyordu. Onun döneminde Meclis formaliteden ibaretti.

Vergi oranları yüksekti. Aslında Halk parti yönetimi vergi tahsildarı ve jandarmayla özdeşleşmiştir. Zorla tahsil ediliyordu. Vergisini vermeyenler jandarma zoruyla çalışma kamplarına gönderiliyordu. Burada esir gibi muamele görüyorlardı. Masraflarını mükellef kendisi çekiyordu. Ücretinin bir kısmı vergiye kesiliyordu. Kadınlarda bu uygulamaya maruz bırakıldı.

İnönü’nün karakteri ekonomiye yansımıştı. Döneminde dış borçlar dört misli, tüketim mallarının fiyatı beş misli artmıştı.

Kampa gönderilenlerin bir kısmı ölmüş, kalanların sağlığı bozulmuştu.

Zenginler için özel vergi türü getirildi.

Herşey karneyle satılıyordu. Stokçular da türemişti. Ekmek karneyle alınıyordu. Şeker, çay yoktu. Elinde bir şeyi olandan elindeki alınıyordu.

Varlık vergisi diye bir vergi çıkarılmıştı. Bu vergi o kadar ağırdı ki, ödemeyenin malı haczediliyor veya ödemeyenler sürgün ediliyor, kampa gönderiliyor, ağır cezalar veriliyordu. Komünist Rusya’da olduğu gibi herşey karneye bağlanmış, ekmek yok, yağ yok. Halk fakir ve açtı, bu şartlarda II. Cihan Harbi tehlikesi ve halkın çektiği sıkıntılar işin cabası idi. Halktan toplanan hasat ve ürünler yok pahasına heder ediliyordu.

Tek parti diktatörlüğü halkı ezip canından bezdirirken adamlarını zengin yapıyordu. Yolsuzluk, usulsüzlük artarak devam ediyordu. Bu devirde sermaye kazanmak adet haline gelmişti.

II. Dünya Savaşı öncesi ülke korkunç bir savaş ekonomisinin içine sürüklenirken, liberalizm, hür teşebbüs, devletçilik vs. birbirine karışmakta idi. Türkiye’yi Almanlar’a karşı bir güvence olarak yanlarında gören batılılar, sonraları Sovyetler’e karşı bir tampon bölge, petrol bölgesi ve öteki askeri ve siyasi çıkarlarının sıçrama tahtası görmüşlerdi. Bu durum Nato’ya girişi beraberinde getirecek, Türkiye’yi ABD ve Batı’ya tam bağımlı kılacaktı. Aslında bir dönem Sovyet yanlısı, bir dönem Alman yanlısı ve BM’e girme uğruna Almanya ve Japonya’ya savaş ilânı ile Amerika yanlısı politikalar İnönü’nün eseridir. İnönü, “Milli Şef”lik döneminde adı konulmamış bir komünizmi uyguladı. II. Dünya Savaşı’na girebiliriz endişesi ile stoklanan buğdaylar savaş bitince millete dağıtılmak yerine denize döküldü.

İnönü döneminde, halka vesika ile 400 gr. ekmek verilirdi. Vesika almayan ise zaten açtı. Hatta adamın parası var, altını var. Bütün memleketi geziyor, çocuğuna getirecek ekmek bulamıyor. Aç yaşayacağına çocuklarını aç yaşatacağına hem kendisini hem çocuklarını öldürdüğü vakidir. İşte İnönü de bunları yapmıştı.

Savaş, İnönü’nün istediği gibi olmamış, II. Cihan Savaşı bitmiş, diktatör rejimlerin safı yenilmişti. Bu arada Sovyetler Birliği Türkiye’ye nota veriyor, Ankara ve Montrö anlaşmalarıyla doğu sınırlarımızda kendi lehlerinde değişiklik istiyorlardı.

Bu gidişat batıya yakınlaşmayı, çok partili siyaset hayatına geçişi ve Demokrat Parti’yi getirdi.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir