İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İran Devriminin Gerçekleşmesi ve Amerikan’ın Rolü

Şah Iran’daki feodal yapıyı ortadan kaldırmak istiyordu. Başta ulema olmak üzere köy ağaları bu harekete karşı çıktı. Şah, bu hususta bir referandum yapılmasını emredince, önce Kum Şehri’nde, sonra da diğer birçok yerlerde bu karar aleyhine mitingler tertip edildi. Bunlar hep ulemanin öncülüğü ile yapılıyordu. Bu mitinglerin birinde Humeyni’nin oğlu, polis kurşunuyla vefat edince gerginlik had safhaya ulaştı.

Işte Humeyni’nin adı bu hadise dolayısıyla duyulmaya başladı. Bu mitinglerde daha başkaları da olunce, mürettip ve müşevvik sıfatıyla Humeyni önce tevkif, sonra da idama mahkum edildi. O zaman Ayetullah’ların en kıdemlisi olan Şeriat Medari’nin müzahereti ile idamdan kurtuldu. Yurtdışına kaçtı. Önce bir müddet Türkiye’de, sonra da Irak’ta kaldı.

Her gün tekrarlanan geniş tabanlı mitingler sonunda ekonomi alt üst oldu. Şah’ın vaktiyle bertaraf ettiğini sandığı sol temayüllü “Halkın Mücahidleri Teşkilatı” yeniden ortaya çıktı. Hükümet, memur maaşlarını ödeyebilmek için Istanbul’da sahte dolar, mark ve riyaller bastırıp bunlar Istanbul-Tahran arasında çalışan “Derya Turizm Şirketi”ne aid otobüslerle Iran’a sokuldu. Bu durumda Şah’ın tahtı sallanmaya başladı. Amerikan istihbaratı marifetiyle gerçekleşen sağlık kontrolü sonunda, O’nun ‘kanser’ olduğu ve ancak iki yıl kadar daha ömrü kaldığı öğrenildi.

Sonuna kadar gizli tutulmuş olan bu bilgi ve ülkede gitgide kabaran muhalefet sebebiyle Amerikalılar, Iran’da bir ihtilal planladılar. Çünkü Şah’tan sonra Iran’daki menfaatlerinin haleldar olmasını istemiyorlardı. Bu menfaatler, daha şimdiden bozulmaya başlamıştı. Iran, Irak’la arasındaki Bahreyn ihtilafı sebebiyle en büyük silah alıcısı ülkeydi. Amerikalılarla beş milyar dolarlık bir silah alım mukavelesi imzalamıştı.

Tahran’da bunlar olup biterken Irak’ta atıl bir durumda kalan Humeyni, evlad-ı Rasul’den birinin idare etmekte olduğu bir ülkede yaşamak arzusu ile Fas’a gitmeye karar vermiş bulunuyordu. Böyle bir ülke, sadece Fastı. Onun başındaki Melik Hasan, Hz. Hasan’ın soyundan gelen bir kimse, yani Şerifti. Irak’ta Fas elçiliği olmadığından vize alabilmek için Paris’e gitti.

Daha önce düşündükleri ihtilal gereği, Humeyni’yi öldürmeyi düşünen Amerikalılalar, bu plandan vaz geçerek O’nu destekleme kararı almış bulunuyorlardı. Zira 1925’in şartları mevcud olmadığı cihetle, artık ihtilalle gelecek yeni bir kadronun işbaşında fazla kalamayacağı düşüncesiyle bir halk hareketi ile birlikte olmak gereğini düşündüler ve bu maksadla Şeriat Merdari’ye yaklaştılar. O’ndan, müstakbel Amerikan menfaatleri hususunda garanti alınca, ihtilalden vazgeçtiler.

Humeyni, Paris’te büyük bir alayiş ile karşılandı. Bunu organize eden, Paris’teki sol görüşlü Iranlı talebelerin lideri Beni Sadr’dı. Ihtimal, solculara tek başlarına şahı devirmeye güçleri yetmeyeceği, bundan dolayı kendilerine dini muhalefetle birlesmelerinin daha akılcı olduğu telkin edilmişti. Islam Alemi’nde bir Sünni-Şii çatışması ile Israil’i rahatlatmak düşüncesi, bu tavır değişikliğinin diğer bir sebebi olabilir.

Zira ne Türkiye’de ve ne de Irak’ta hiçbir sözü haber olmamış bulunan Humeyni’nin Paris’teki sözlerinin gazetelerde manşetlerden verilmesi, burada bir siyonist parmağı olduğu hissini uyandırmaktadır.

Humeyni, Fas vizesi peşinde koşarken Amerikan istihbaratının adamları, O’nun etrafını sararak, kendisinden her gün yeni yeni beyanat talebinde bulundular. Bu beyanların kasetlerini, Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği’ne uçurarak, orada çoğaltıp, apartman kapılarının altından gizlice atılmasını organize ettiler.

Birkaç ay süren bu faaliyet o hale geldi ki, Humeyni, Iran’daki sokak hareketlerini her gün Paris’ten yönlendirme imkanına kavuştu. Bu durum, protestoların hem kalabalıklasmasını ve hem de günlük polis kurşunuyla ölenlerin sayılarının artmasına sebep oldu. Bu muhalefetin had safhaya ulaştığı bir sırada, Iran ordusundaki Amerikan taraftarlarının da nümayişçiler safında yer aldığı görüldü.

Bu durum, her gün devam etmekte olan nümayişlerdeki zayiat sayısını çoğaltınca, Şah “Amerikanın da kendi aleyhine döndüğünü anlayarak” ülkeyi terk etmeye karar verdi.

Gerçekten Şah, yukarıda temas edilmiş olan kanser hadisesi dolayısıyla, aynen entelijansın tahmin ettiği gibi, gurbette ancak iki sene yaşayabilmiş ve olup bitenlerin gerçeğine vakıf olarak: “- Beni Amerika yıktı!..” demiştir.

15 Ocak 1979 tarihinde Şah’ın ülkesini terk etmesi üzerine aynı entelijans, Humeyni’yi Paris’teki ikametgahından alarak bir Boeing’le Iran’a nakletti. Bu suretle Iran tarihinde yeni bir devir başlamış oldu.

[ Üstad Kadir Mısıroğlu / Tahrif Hareketleri Cild I ]

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir