İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Maşite sultan ve Firavun (İslama Adanmış bir hayat)

Maşite sultan.

“O gün öyle yüzler vardırki,ışıl ışıl parlar” (kıyamet-22). Ayetinin işaret ettiği gibi Allah’ın huzurunda kıyama durduğumuzda, nice yüzler olacaktır ki, kendini dünya hayatında Allah’a adadığından ötürü ışıl ışıl parıldayacak ve insanlar arasında belli olacaktır. Bu parıldayan yüzler hiç şübhesiz ki, üstadımızında ifade buyurduğu gibi “hayat-ı dünyeviyelerini Tarık-ı hakda feda edenler”(mektubat) den başkası değildir.

Adem(A.S) dan günümüze dek iman ve küfür cereyanı aynı caddede paralel gitmiş ve devamlı mücadele içine girmişlerdir. Kah iman galib gelmiş, kah küfür galib gelmiş..
Davalarında samimiyeti düstur edinenler, Allah’a teslim olanlar hep galip olmuşlar hiç şübhesiz.

Acaba bizler şu an kendimizi tahlil etsek, teslimiyetin hangi safhasındayız. Hayyü kayyum’un bize lutfetmiş olduğu hayatımızın kaçta kaçını şükür olarak Allah’a veriyoruz?.

Bu suali devamlı olarak şu fani dünyada kendimize sormalı ısrarla cevabını vermeliyiz.

“Allah(c.c), mü’minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır”. (tevbe-111)..
Bu ayet-i kerimede Cenab-ı Hakkın ibadına karşı bir şartı var. Bizler cenab-ı hakkın rızasını,cennetini isteriz. Bu isteğimizin karşılığındada hayatımızda bize emanet olarak verilen maddi ve manevi ma-melek tabir edilen,nefsimiz, evladımız, ailemiz, evimiz, arabamız vs. gibi sahib olduğumuz şeyleri sahib-i hakiki yolunda sarf etmemiz gerekir.
Gerekli sarfiyatın bir kuvvete ihtiyacı vardır. Bu kuvvetinde elde edilmeside bediüzzaman hz.lerinin ”bütün kuvvetinizi ihlasda ve hakda bilmelisiniz”(21.lema) ifadesinde yer alan sırrı yakalamak ile olacaktır.

Şu dünya yüzü asırlardır, iman ile küfrün ferdi ve ictimai çarpışmalarına sahne olmuştur. Hususen enbiyalar devrinde inkar-ı uluhiyet kavgaları bizlere ma’lumdur.

İşte birazdan hikayesini anlatacağımız sahnede bunlardan sadece biri..

Musa (A.S) ın nübüvveti zamanında, maliye nazırlığı vazifesinde bir adam varmış. Ayette “yeryüzünde ululuk taslayan(bir diktatör) ve haddi aşanlardan idi”. (yunus-83)ile tavsif edilen Firavun’un hizmetinde çalışan bir maliye nazırı..
Maliye nazırının, hanımı, 5-6 yaşlarında ve 6 aylıkda çocukları varmış. Hanımıda firavunun evinde çalışıyormuş. Bu güzide, mübarek hanımın ismide Maşite imiş.
Maşite sultan, zamanında yaşayan Musa(A.S)’a iman ederek gizliden gizliye Müslüman olmuş. Bir gün firavunun kızının saçını tararken tarak elinden düşer ve tarağı yerden alırken Bismillahirrahmanirrahim” der.
İşte çileli günlerin, sancılı günlerin başladığı andır o an. Hayatının değiştiği, akıl almaz olayların yaşandığı bir hayata besmele çekerek girer Maşite sultan.
Firavunun kızı derki: Sen babamdan başka bir ilahmı kabul ettin? Babam bu duruma çok kızacak.
Olay firavuna intikal eder. Firavun Maşite sultanı huzuruna çağırtır. Şöyle konuşur:
”Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi!” (ta-ha-71)

Firavun devam etti: Sen dedi.. şu kadınlık halinle, benim saltanatımı, uluhiyyetimimi sarsacaksın öyle mi!
Derhal imanından dön seni affedeyim..
Ama iman nuru Maşite sultanın bütün hücrelerine sirayet ettiğinden, firavunun karşısında bile imanından dönmüyor ve La ilahe illallah, Musa kerimullah diyerek imanını haykırıyordu.
Bunun üzerine Firavun: ”şimdi elleriniz ile ayaklarınızı tereddüt etmeden çaprazlama keseceğim ve sizi hurma dallarına asacağım! Böylece, hangimizin azabının daha şiddetli ve sürekli olduğunu iyice anlayacaksınız.” (ta-ha-71)
diyerek küfrünü haykırıyordu.

İlk olarak firavun, Maşite sultanı bir ağaca ellerinden ve ayaklarından çivilerle bağlanmasını emretti. Çeşitli işkencelere tabi tuttu Maşite sultanı. Aç bıraktı. Firavun yaptırdığı işkencelerin ardından Maşite sultanın yanına gelerek tekrar imanından dönmesini ve kendisini ilah olarak kabul ettirme telkininde bulundu.
Maşite sultanın hali kalmamış, konuşamıyor, gözlerinin feri gitmiş, adeta kurumuş bir yaprak gibi kalmış.. O haldeyken bile “La ilahe illallah,Musa kerimullah” diyor. İmanından bir santim dönmüyordu.
Bunun üzerine firavun galeyana gelerek 5-6 yaşlarındaki evladını gözleri önünde öldürüyor.
Tekrar tekrar telkinatta bulunarak imanından dönmesini istiyordu. Ama maalesef Maşite sultanın kalb ve hissiyatlarına iman nuru yerleşmiş bir türlü dönmüyordu imanından.
Zalim firavun daha şiddetli azabları deniyor Maşite sultana akıl almaz işkenceler yapıyordu.
Bir gün firavun Maşite sultanın 6 aylık evladını getirerek imanından dönmesini aksi halde onuda gözleri önünde öldüreceğini söyledi.
Maşite sultan 6 aylık evladını görünce bir an annelik duygusuyla imanından dönmek ve evladını kurtarmak arzu ediyor.Tam o esnada, imanından döneceği esnada 6 aylık evladı Allah’ın izniyle lisana gelerek: ”Annee Annee!İmanından sakın dönme! her şeyini terk ettin, benide terk et” diyerek annesine haykırıyordu..
İşte muteber tariklerden günümüze ulaşan bu olay, yeryüzü sahnesinde yaşanıyor, imanın mücadelesi veriliyordu.
Bundan sonra Maşite sultan halsiz ve bitkin bir şekilde bu olağan üstü hal karşısında imanını vermiyordu.
Bunun üzerine firavun Maşite sultanın 6 aylık evladını gözleri önünde kesiyor ve akan kanları Maşite sultanın yüzüne çarpıyordu..
Maşite sultanın eşi maliye nazırıda Müslüman olmuş oda imanından dönmüyordu.
Firavun bu kadar işkencenin ardından bunları bir kazan kaynatıp içine atıyor ve toprağa gömerek ortadan kaldırıyordu..
İşte zalimlik, işte imanın,ihlasın gücü..Bu yaşanan olay, sayısız olaylardan sadece birisi.
Bizler çok cüz-i dünyevi menfaatleri uğrunda çok kudsi vazifelerimizi terk ederken, bahsi geçen mübarek kadın imanı uğrunda her şeyini terk etmiş.Evladını bile..
Cenab-ı Hak bu olaylardan hakiki manada ibret alıp, imanımızı ve ihlasımızı kuvvetlendirmeyi nasib etsin.. amin.
Bediüzzaman Hz.lerinin bir sözü ile yazıma son verip, Noksansız bir imanı kazanmamızı Allah’dan niyaz ederim.
“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder” (23.söz).

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir