İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sizi izliyorum (Gazi Mustafa Kemal)

[Orjinali Turkish Daily News’da yayınlandı – çeviren: Ekrem Senai]

DUBLIN – Birkaç hafta once arabayla İstanbul’un en kalabalık meydanlarından biri olan Şişli meydanından geçerken, her yerden sarkan onlarca Atatürk bayrağına denk geldim. Bunlar, belli ki, ülkenin kurucusunun ölüm yıldönümü olan 10 Kasım içindi. Bayrakların üstünde ise ulusal liderin gülümseyen yüzüyle birlikte daha once hiç rastlamadığım bir mesajı da vardı: “Sizi izliyorum”.

Belli ki bu parlak fikri bulan arkadaşlar, Büyük Birader’in kendi totaliter rejimini devam ettirmek için herkesi nasıl izlediğini anlatan George Orwell’in klasik romanı “1984″‘ü hiç duymamışlar. Ve kesinlikle, Türkiye’nin durumu o kadar kötü değil. Ama Atatürk kutsaması öyle absurd bir seviyeye gelmiş ki, sloganları Orwell’in arketiplerini andırıyor.

Atatürk sizi seviyor!

Bu yüksek kutsama Türkiye’nin her köşesinde göze çarpıyor. Nereye başınızı çevirseniz Atatürk’le karşılaşıyorsunuz. Tüm paralarda onun resmi bulunuyor. Tüm ofis duvarlarında onun portreleri var. Hemen tüm resmi konuşmalar onun ismini ululayarak başlayıp bitiyor. En büyük havaalanları, bulvarlar ve barajlar onun ismini taşıyor. Okulda çocuklar haftaya “Bugünümüzü bize armağan eden en yüce Atatürk”e sadakat yeminiyle başlıyor. Küçük kardeşim ilkokulun ilk yılında öğretmeninin kullandığı tuhaf bir yöntemden bahsetmişti. “Sessiz olun, uslu durun!” diyordu öğretmen yedi yaşındaki öğrencilerine, “yoksa Atatürk sizi sevmez…”

Bu, bizleri izleyen lider inancı birçok Türk’te, hatta yetişkinlerde bile yer etmiştir. Bu yüzden olmalı ki, siyasi liderlerimizin çoğu onun Ankara’daki anıtmezarı- Anıtkabir’I- ziyaret ettiklerinde sadece ondan bahsetmezler. Onunla konuşurlar. Birçoğu onun doğru yolundan ayrılmayacağına ve devrim ideallerini gözeteceğine yemin eder. Ne zaman siyasi bir kriz olsa, tutkunları, Kemalistler, mabede girer gibi Anıtkabire koşar ve huzurunda çelenkler sunarlar. Emekli bir generalimiz yakınlarda “Ne zaman umutsuzluğa düşsem, Nutuk okurum” demişti. Bu kitap Atatürk’ün politik otobiyografisidir, ve ilettiği ruhsal güç herhalde İncil’in dindar Hristiyanlara ilettiğinden çok fazla farklı olmasa gerektir.

Burada hassas bölgeye girmeden Atatürk’ün ne derece yüceltildiğini anlatmak güç. En azından birçok yabancı gözlemciye gore, bütün bunlar, bir politik liderin ilahlaştırılması- ki, bu da tabi ki demokratik ülkelerin bir vasfı olmaktan uzak. Daha çok Sovyetler Birliği ve Kuzey Kore gibi seküler tiranlıkların tipik özelliği.

Türkiye’de politik sistem çok daha fazla açık ve özgür şüphesiz, ama Atatürk kültü tam demokrasiye evrilme önünde sürekli bir engel oluşturmakta. Reform için neredeyse hemen her girişime, ülkenin kurucu Atasının pratik siyasetinden ebedi prensipler çıkaran uzlaşmaz Kemalistler, karşı çıkıyor. Devlet kurumlarının özelleştirilmesine karşılar mesela, çünkü onları Atatürk 1930′larda kurmuştu. Kürt vatandaşlara kültürel özgürlükler vermeyi de reddediyorlar, çünkü çoğulculuğun, Atatürk’ün homojen ülke vizyonuyla örtüşmeyeceğini söylüyorlar. Ve hatta dinsel özgürlük lafını duymaya tahammülleri yok, çünkü homojen ülkenin ayrıca tamamen seküler olması gerektiğine inanıyorlar.

Kemalistlerin ayrıca ilginç bir indirgemeyle düşünme yöntemi de var. Çağdaş dünyayı, analiz ederek değil, Atatürk zamanıyla analojiler kurarak anlamaya çalışıyorlar. AB yanlısı liberaller, onlara gore Yüce Lider’in silip süpürdüğü 1920′lerin “İngiliz Muhip Cemiyeti”‘nin reenkarnasyonundan ibaret. Yabancı şirketler Türkiye’ye yatırım yaptığında, bunu Osmanlı imparatorluğunda dezavantajlı hale gelen ve Atatürk tarafından kaldırılan ekonomik önlemlerin, “kapitülasyonların” devamı olarak görüyorlar.

Gerçeklikten kopuş

Bu katı mental tutumun sonucunda gerçeklikten kopuluyor. İşte bu yüzden, “bilim ve mantık”‘ın toplumun rehber ışığı olması retoriğine rağmen, Kemalizm irrasyonel bir ideolojiye dönüştü. Bağlıları ne zaman rasyonel argümanlarla meydan okunsa, hemen duygusal reaksiyonlarla karşılık veriyorlar. Anıtkabire ekstra turlar düzenleyip daha fazla ilahi söylüyorlar.

Ben, tabi ki, bu kültlüğü tuhaf ve zararlı buluyorum, fakat bunun sebebi Atatürk’e hayranlığımın eksikliğinden değil. O Kurtuluş Savaşının kahraman lideriydi ve Cumhuriyetin kuruluşunda muhteşem yetenekler sergiledi. Birçok yönden bir dahiydi ve gerçek bir vatanseverdi. Şüphe götürmez ki Türk ulusunun en fazla saygısını hakediyor.

Ama bir insana saygı duymak, ona tapmaktan epey farklıdır. Bizim anlamamız gereken şu ki, muhteşemliğine rağmen Atatürk kendi zamanının bir kişiliğiydi. Zamanının en iyisini başardı ama artık o zamanda yaşamıyoruz. Global ekonomi ve politika artık farklı işliyor; demokrasi ve özgürlük standartları artık çok daha yüksek. Ayrıca, tüm ölümlüler gibi, Atatürk de hatalar yaptı. Her bir konu ile ilgili onun rehberliğine başvurmaktan sıyrılıp, kendi başımıza düşünmeye başlamalıyız artık. Baksanıza, ölümünden beri yetmiş yıl olmuş. Artık gerçekten büyümemiz gerekiyor.

(Ç)alıntı Değil Alıntıdır.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir